داستانی از مثنوی

ترجمه ی داستانی از مثنوی معنوی به ترکی استانبولی
Azrâil’in birisine bakması, onun da Süleyman Aleyhisselâm’ın sarayına kaçması,
 tevekkülün çalışmadan üstün olduğu ve çalışmadaki faydaların azlığı
راد مردی چاشتگاهی در رسید
در سرا عدل سلیمان در دوید

Sâf bir adam, bir kuşluk çağında koşa koşa Süleyman’ın adalet sarayına erişti.
رویش از غم زرد و هر دو لب کبود
پس سلیمان گفت ای خواجه چه بود
   Yüzü gamdan sararmış, dudakları morarmıştı. Süleyman, ona “Efendi ne oldu?” dedi.
گفت عزرائیل در من ایچنین
یک نظر انداخت پر از خشم و کین
   O “Azrâil, bana öyle bir hışımla, öyle bir kinle baktı ki…” dedi
   Süleyman “Peki, şimdi ne diliyorsan dile bakalım” dedi. O dedi ki: “Ey canları koruyan! Rüzgâra emret;
گفت هین اکنون چه می خواهی بخواه
گفت فرمان باد را ای جان پناه
960. Beni tâ Hindistan’a götürsün; belki kulunuz oraya gidince canını kurtarır.”
   İşte halk fakirlikten böyle korkar. Onun için insanlar hırs, emele lokma olurlar.
   Fakirlikten korkmak, tıpkı o adamın ölümden korkmasına benzer. Hırsı, çalışmayı da sen Hindistan farzet!
   Süleyman rüzgâra emretti; rüzgâr da onu derhal Hindistan’da bir adaya götürdü.
   Ertesi gün Süleyman, divan vakti halkla buluşunca Azrâil’e dedi ki:
   *”O Müslümana ne sebeple hışımla baktın? Ey Tanrı elçisi, bana anlat!

965. Acaba bu işi, o adamı hanümanından avare etmek için mi yaptın?
   *Azrâil, cevaben dedi ki: “Ey cihanın zevalsiz padişahı! O ters anladı; ona hayal göründü.
   Ben ona hışımla ne vakit baktım? Onu yol uğrağında görünce şaşırdım.
   Çünkü Hak bana “Haydi bugün var, onun canını Hindistan’da al” buyurdu.
   Taaccüple “Yüz tane kanadı olsa Hindistan’a gitmesi yine uzak” dedim.”
   İşte sen dünya işlerini hep buna kıyas et, gözünü aç da gör!

970. Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey! Kimden kapıp kurtarıyoruz, Hak’tan mı? Ne boş zahmet!

/ 0 نظر / 34 بازدید